Archive

Author Archive

Bir G1 Hikayesi

May 13th, 2009
Beni tanıyanlar bilir, sıkı bir iPhone kullanıcısıyımdır. 2008′in nisan ayında satın aldığım iPhone’umu tam 1 sene kullandıktan sonra yeni iPhone’a hazırlanmak için elden çıkartmıştım. iPhone’umu sattıktan sonra yaklaşık 2 hafta boyunca Google’ın T-Mobile ile beraber geçtiğimiz sene piyasaya sürdüğü G1 adlı telefonu test etme şansım oldu. 
img_27561
Bu yazıda G1 ile birlikte geçirdiğim 2 hafta sonunda edindiğim tecrübeleri derledim. Bir çok iPhone kullanıcısının merak ettiği konuları adresleyerek, pek çok kişinin de G1 ile ilgili aklındaki sorularına yanıt vermeye çalışacağım.

İlk izlenim ve Cihaz
G1 ile ilgili ilk izlenimim cihazın oldukça büyük olması sebebiyle “yuh!” şeklinde oldu. Ancak iPhone dışındaki smartphone’ları düşündüğümüzde diğerlerinden pek de farklı olmadığını söylemek yanlış olmaz. Ancak iPhone ile karşılaştırmak biraz bel altı vurmak oluyor. Zira HTC’den gelecek olan G1‘in takipçisi G2 veya diğer markaların Android cihazları daha iyi bir rakip sayılabilir. 

 

img_2753

Google Entegrasyonu

Cihazın en büyük artısı ve belki de aynı zamanda en büyük eksisi Google ile sağladığı tam entegrasyon. G1’i ilk açtığımda EDGE ayarlarından sonra karşıma gelen ilk şey yalnızca bir Google hesabı ile login olabileceğim ekran oldu. Buraya Google kullanıcı adı ve şifremi yazdıktan sonra alet EDGE üzerinden tüm hesap bilgilerimi üzerine almaya başladı: Gmail, Kişiler (Contacts) ve Takvim (Calendar). Ancak bir Google hesabınız yoksa  tüm bunları kullanamıyorsunuz, hadi onu da geçtim cihazı bile kullanamıyorsunuz! 

gmail1

Arayüz ve “Başlat” çekmecesi

G1 kendine geldikten sonra ilk gözüme çarpan şey G1’in oldukça sadece görünen arayüzüydü. Hani uygulamalar? Hani nerede her şey? Oldukça sade görünen bir ekran, kocaman bir saat ve birkaç uygulama gördüm sadece. Ikonlar için kötü diyemem, klasik Google ikonlarını çağrıştırıyorlar tamamen. Arkaplan ve ikonların görünümü “şık” olmaktan ziyade daha çok “sevimli” olmuş diyebilirim. Ancak aynı sevimliliği menülerde göremedim. Menüler ve diğer ikonların tasarımına biraz daha özen gösterilmesinin daha iyi olacağını söyleyebilirim. Apple’ın bu konuda getirdiği çözümün oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Her yüklenen ikona otomatik olarak bir format uygulanıyor ve tüm ikonlar belli bir şekle şemale sokulmuş oluyor bu şekilde. Uygulama içerisinde de genellikle Apple’ın menü vb. formatı kullanıldığı için de kullanıcı hem yabancı kalmıyor, hem de aynı şık arayüzü kullanmaya devam ediyor. 

baslat

Karşıma çıkan ekranı ben şöyle tanımladım: Aslında windows’taki “masaüstü” benzeri bir ekran burası. Aşağıdan “başlat menüsü” gibi açılan, çekmecemsi pencerenin içerisinde tüm uygulamalar alfabetik sıra ile yer alıyor. İstediğim uygulamaları aynı sürükle-bırak metodunu kullanarak masaüstüne atabiliyorum. Başta pratik görünen bu yöntem ileride biraz sıkıntı yaratabiliyor, sebebi de masaüstüne atılan uygulamaların çekmecede yine görünmesi. 

Şöyle açıklayayım: iPhone sahiplerinin en sık dile getirdiği dertlerden bir tanesi de yüklenen uygulama sayısının artması ile ortalığın ciddi anlamda karışması, hangi uygulamanın nerede olacağının düzenlenmesinin zorluğudur. Android buna aslında güzel bir bakış açısı getirmiş bir yerde, ancak yukarıda da bahsettiğim, masaüstüne atılan uygulamaların yine çekmecede kalması bizi yine başladığımız noktaya geri getiriyor.  

Klavye

Bir diğer dikkat çekici ve önemli nokta ise yana doğru kaydırılan ekranın altından yatay bir klavye çıkması. Tabi bu klavyeyi kullanmak için G1’i de yan çevirmek gerekiyor. Her ne kadar hoş gibi dursa da 2 haftalık kullanımım sonucunda bunun sadece zaman kaybı ve eziyet olduğunu söyleyebilirim. Uzun uzun mesajlaşılacaksa sözüm yok, ama Google’da bir arama yapmak için bile cihazı her seferinde “transformers” gibi kullanmak pek de pratik olmuyor.  

img_2755

Tabi bu “problem” Android işletim sisteminin yeni versiyonu olan Cupcake ile bir nebze olsa da çözülüyor diyebiliriz, sanal klavye sayesinde G1 sahipleri biraz olsun rahatlayabilecekler…  Bu arada unutmadan, klavyeyi çıkartmadan G1’i yan çevirdiğimde G1’in bana yandan yandan sırıttığını hatırlatayım. Evet doğru anladınız, klavye yoksa yatay ekran da yok :)   

Bildirim Çubuğu (Notifications Bar)

natoification

G1’de en çok hoşuma giden şeylerden bir tanesi “Notifications Bar” adı verilen, ekranın en üstündeki çubuk. Benzer bir çubuk iPhone’da da var. Ancak G1 bu çubuğu pek güzel özelliklerle donatmış. Her türlü bilgi mesajı burada görünüyor. Mesela yeni bir mail mi geldi, hemen burada bir @ işareti çıkıyor. Bu çubuğa dokunduğumda veya aşağıya doğru çekiştirdiğimde aşağıya doğru kayan bir ekran açılıyor ve detayları görebiliyorum. İlgili bilgi mesajına tıkladığımda ise hemen onun çalıştığı uygulama açılıyor. Oldukça pratik ve faydalı bir özellik kesinlikle… iPhone’da da jailbreak’li cihazlar üzerinde çalışan benzer bir programı uzun süre kullanmıştım, ancak bu gerçekten çok daha gelişmiş… 

notification2

Tuşlar

G1’in ön tarafında toplamda 6 tuş var. Bunlardan tam ortada olanı aslında hem tuş hem de Blackberry’lerde görmeye alışık olduğumuz bir trackball. Açıkçası dokunmatik bir ekran varken trackball’u kullanmak bana tuhaf geldi. Belki de iPhone’dan alışık olduğum için elim sürekli ekrana gitmiş de olabilir. Ancak ben pek faydalı bulamadım. Blackberry kullanan birisinden test etmesini istemek faydalı olabilir :)  

img_2758

En sağdaki kırmızı olan ve ilk bakışta çağrı sonlandırmak için kullacağı düşünülen tuş ise aynı zamanda ekranı kilitlemeye ve açmaya da yarıyor. Bu sebeple ciddi bir karışıklık çıkartması söz konusu. Mesela telefonla konuşuyorum diyelim, ekran 15 saniye sonra kendini kilitliyor. Ben konuştuğum kişiye telefondan bir şey bakıp söylemek için ekranı açmaya çalılıyorum, alıştığım için elim kırmızı tuşa gidiyor ve “çotaaa!” telefonu karşımdakinin yüzüne kapattım bile :)   

Diğer tuşlardan da pek memnun olmadığımı söyleyebilirim. Yeşil tuşu sadece arama yapmak için kullanmak yerine ekrandaki bir bölge kullanılabilir. iPhone benzeri bir HOME tuşuna yorum yapmayacağım, zaten amacı belli… Menü tuşu ise herhangi bir ekranla ilgili menüyü görmeye yarıyor. Pratik olduğu söylenebilir, ancak karışıklık yaratıyor: “Ekrandaki butonlara mı odaklanacağım, yoksa menüye basıp başka ekranları mı kurcalayacağım?” şeklinde çelişkiler ortaya çıkıyor. “Geri” tuşu ise herhangi bir ekrandan bir öncekine gitmeye yarıyor. Basılı tuttuğumuzda HOME tuşu işlevini gördüğünü belirtmekte fayda görüyorum. 

Pil Süresi

Ah bu smartphone’lar… iPhone gibi Android de üstün yeteneklerinin kurbanı olmuş ve Google ile tam entegrasyonu (push mail, calendar, contacts) sebebiyle 1 günlük pil ömrüne mahkum olmuş. Bu problemin önümüzdeki yıllarda çözülmesinin ardından çok daha farklı özelliklerin de mobil cihazlara gireceğini öngörebiliriz. Ancak şu an için büyük kısıt. Apple’ın sırf pil ömrünü korumak için Push Notifications üzerinde aylarca çalıştığını düşünürsek, pil probleminin hem yazılım hem de donanım üreticileri için ne kadar önemli bir konu olduğunu daha iyi anlayabiliriz sanıyorum.

Kamera

Belki de G1’de gıptayla baktığım tek şey ise kamerasının 3 megapiksel olması. G1 ile iPhone’a kıyasla çok daha güzel fotoğraflar çekmek mümkün. Hatta G1 bu konuda iPhone tam anlamıyla dize getirmiş durumda bile diyebiliriz… Hatırlıyorum da, ilk iPhone aldığımda pek çok telefonun kamerasına göre gayet güzel resimler çekiyordu. Ancak iPhone’un lansmanının ardından 2 sene geçti ve kimse boş durmadı. Artık iPhone’un kamerası kesinlikle yetersiz.

img_2760

Kamera 3 megapiksele çıkınca tabi yapılabileceklerin sayısı da birden artıyor. Belki de buna en güzel örnek ShopSavvy adlı uygulama. Bu uygulama sayesinde herhangi bir ürünün barkodunu okuyarak ürünle ilgili detaylı bilgi almak mümkün. Ayrıca çeşitli ürün karşılaştırmaları da yapılarak uygun fiyatlı ürünü bulmak ve (ileride) telefon üzerinden satın alma işlemini gerçekleştirmek de yapılabilecekler dahilinde…  G1’in kamerasını kutluyorum, ancak G1’den sonra iPhone ile çektiğim fotoğrafların tabiri caizse “çöp” gibi görünmesi sebebiyle de üzülmüyor değilim… 

MP3 Player

Android üzerinde uzun süre müzik dinleme tecrübem olmasa da, söyleyebileceğim tek şey “iPod“unuza şükredin” demek olacak. Zira iPod’daki kullanım o kadar rahat ve basit ki… Android üzerinde müzik dinlemek belki de daha iyi bir uygulama ile daha keyifli olabilir, ancak şu anda vasat olmaktan ileri gidemiyor. Yeri gelmişken de ekleyeyim, G1 üzerinde starndart kulaklık girişi yok, bu sebeple G1’in yanında gelen kulaklıklara mahkum kalıyorsunuz. Bu da pek hoş bir konu değil. Hatırlarsanız ilk iPhone’un girişi küçük olduğu için standart kulaklıkları kullanmak ek bir aparat kullanmadan mümkün olmuyordu. iPhone 3G ile düzeltilen bu problem pek çok kullanıcı için çok önemliydi. Benzer bir hatayı 1,5 sene sonra HTC’nin yapması ilginç olmuş… 

Android Market

Apple’ın AppStore’u var da, Android’in nesi var derseniz yanıtım hazır: Android Market android_market Android Market, Android işletim sisteminin doğası gereği Objective-C ve Macintosh kullanıcıları ile sınırlanmış değil. Java ile yazılım geliştirilebilen Android işletim sistemi bu anlamda çok daha fazla yazılımcının ilgisini çekebilecek nitelikte. Ayrıca AppStore’a göre daha az zahmet isteyen bir “application submission” süreci olduğunu, ve Apple’daki gibi uzun bekleme süreleri olmadığını düşünürsek Android Market’ın gelişmesi ve zenginleşmesinin kağıt üzerinde çok çok daha kolay olacağını söyleyebiliriz. 

Ancaak, gerçek hayatta işler bu kadar kolay değil ne yazık ki. AppStore’un başarısının ardında bir çok neden var. Bunlardan bir kısmını saymak gerekirse: Halihazırda milyonlarca iPhone kullanıcısı, Jailbreak ile aylarca kullanıcılara göz kırpan uygulamalar, tek cihaz & tek sistem, basit kullanıcı arayüzü, Apple sertifikasyon süreci ve katı işletim sistemi kuralları sayesinde güvenli uygulamalar, iTunes entegrasyonu ile daha iyi bir deneyim,  vs…  Bunların bir çoğunu kullanıcı bilmiyor elbette, ancak bu koşullar hızlı, güvenli ve geliştiriciye para kazandıran bir uygulama dünyasının oluşmasını sağlıyor. 

iPhone’da müthiş bir patlama yaşandığını herkes biliyor zaten. Ancak benzer bir patlama Android tarafında, hatta Blackberry, Nokia, Microsoft vb… yerlerde olacak mı şu anda bir soru işareti.   iPhone gibi katı kuralları ve kapalı bir dünyası olan AppStore’da bile şu anda çöplüğe doğru ilerleyen bir gidişat var. Android Market gibi oldukça açık ve esnek sınırları olan bir dünya bu çöplüğe nasıl karşı koyacak bunu kestirmek güç. Ücretli olan uygulamaların iade edilmesi söz konusu Android’de, ancak G1 için bu geçerli olmadığından deneme şansım olmadı. Öte yandan, istediğimiz uygulamayı, keliteli ve güvenilir olup olmadığını bilmeden, neye güvenerek telefonumuza yükleyeceğiz? Android Market’ın büyüdükçe karşılaşacağı en büyük problemlerden birinin bu olacağını düşünüyorum. Ancak elbette ki pazar büyüyecek ve para kazandıracak, fakat nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz. 

android-logo

G1’de deneyimlediğim Android Market şu anda pek hazır değil gibi görünüyordu diyebilirim. Zira markette dolaşmak biraz zor ve sıkıcı geldi. Tabi bunda siyah arkaplanın bana biraz itici gelmesinin de etkisi olabilir. Ayrıca bir uygulama yüklemeden önce karşıma çıkan ünlem işaretleri ve uyarılar da korkutmuş olabilir beni. (Bunu bazı cep telefonlarında internete bağlanmadan önce karşımıza çıkan “İnternete giriyosun dikkat et. Hangi profili kullanayım? Yüksek fatura gelebilir ona göre!” gibi uyarılara benzetiyorum). Bir de, belki çok basit gibi görünebilir ama uygulamaları popülerliğe göre sıraladığım zaman herhangi bir rakamsal sıralama göremedim. Yani İlk baştaki birincidir diye tahmin ediyorum ancak aşağılara doğru indikçe kaçıncı sıradaki uygulamadayım bilemiyorum. 

Uygulamaları yüklemek ise pek pratik. Yüklemek için onay verdikten sonra notification bar’da uygulamanın internetten indirildiğini görmek, ve uygulama G1’e yüklendikten sonra yine aynı yerde bu bilgiyi bulmak mümkün. Hemen buraya tıklayarak uygulamayı çalıştırabiliyorsunuz. Ancak buradan çalıştırmak istemezseniz son yüklediğiniz uygulamayı alfabetik olarak sıralanmış listenin içerisinden bulmanız gerekiyor. iPhone’da olduğu gibi ilk boş bulduğu yere koymuyor ikonunu Android. 

Genel Sistem

Android’in işletim sisteminden genel olarak memnun kaldığımı belirtmem lazım. Arada bir saçmalasa da, bazı uygulamalar çökse de sistem hiç çökmedi ve yeniden başlatmama gerek kalmadı. Ancak uygulamalar çöktükten sonra çıkan hata mesajı ve “Force Close” gibi bir butona tıklanmasının gerekliliği son kullanıcı için pek de hoş olmamış. Keşke bunu gizleselerdi… Ancak dediğim gibi genel olarak oldukça oldukça rahat çalışan ve kullanıcısına pek problem çıkartmayan bir sistem. 

Sonuç

Android ve G1’i ayrı ayrı değerlendirmenin daha isabetli olacağını düşünüyorum açıkçası. Zira Android’i pek çok farklı telefon uzerinde çalışırken, pek çok farklı şekillerde değiştirilmiş olarak göreceğiz ilerleyen aylarda… G1’i ise T-Mobile’ın HTC ile beraber çıkarttığı üzerinde Android çalışan ilk telefon olduğunu düşünerek ele almak gerekir. Ardından gelecek G2, G3 gibi haleflerini de unutmadan tabi :)  

G1

G1, Android’in son kullanıcı ile buluşması açısından  tercih edilmemesi gereken bir telefon benim gözümde. Eksikleri, tuhaflıkları, boyutları ve pil ömrüyle hiç tatmin edici değil. Ancak HTC’nin yeni cihazları ve HTC dışındaki diğer üreticilerin Android telefonlarını beklemek ve onları görmek gerekiyor. Zira G2 çok daha şık ve becerikli bir cihaz. Aynı zamanda Samsung ve LG gibi üreticiler de 2009 içerisinde Android destekli yeni cihazlarıyla piyasaya girecekler. Bekleyip göreceğiz, daha iyi, daha güzel cihazlar bekliyoruz Android ile =)

Android

Android oldukça esnek ve özelleştirilebilir bir işletim sistemi. iPhone’daki gibi kısıtlamalar çok daha az. Bu da geliştiricilerin yapabileceklerinin önünü açıyor. Ancak bu aynı zamanda işletim sisteminde de zayıf bir nokta oluşturuyor. Kullanıcı arayüzü yeterince tatminkar olamıyor, güvenlik sorunları çıkabiliyor, kaliteli uygulama sayısı nispeten daha düşük kalıyor. Bunların hepsi kullanıcının bu sistemi tercih etme kararını vereceği zaman düşüneceği şeyler (hoş hangimiz windows kullanırken bunlara baktık ki??). Ancak madalyonun diğer yüzünde de iPhone gibi kalıplar içerisine hapsolmamış (iPhone OS 3.0 ile bunları oldukça esnetse de yine de bir çok açıdan sınırlı kalıyor) bu işletim sistemi geliştiricilere neredeyse sınırsız olanaklar sunuyor. Android’in netbook’larda da çalışacağını düşünerek, birkaç sene içerisinde Android’in şimdinin windows’u olacağını söyleyenler var. Belki de biraz erken buna karar vermek için ama bu potansiyeli dile getirmemek de Android’e ayıp olur. 

Özetle, Android bu haliyle de kesinlikle kullanılabilir ve tatminkar bir işletim sistemi. Ama Android’in gelişmesi gereken yönleri var, hatta bazıları da Android 1.5 Cupcake ile adreslenmiş durumda. Fakat Android’e “tamam olmuş” demek için biraz daha süreye ihtiyacımız var. 

Goktug Gedik Android, G1 ,

iPhone uygulaması geliştirmek isteyenlere müjde!

April 15th, 2009

iphone-slide01Bildiğiniz gibi geçtiğimiz sonbahar döneminde Stanford Üniversitesi’nde iPhone uygulaması geliştirmek üzerine bir ders açılmış ve yoğun ilgi görmüştü. Daha sonra bu dersi alan öğrencilerin uygulamalarını da AppStore’da görmüştük. Bu yoğun ilgi üzerine ders bu dönem yeniden açıldı, ders içerikleri -yine- paylaşıldı. Ancak bu sefer bir yenilik ile birlikte: Artık derslerin video kayıtlarına da iTunes üzerinden erişmek mümkün! :)

Stanford Üniversitesi’nde verilen dersin kodu CS193P, tam adı ise “iPhone Application Programming”. Dersi iki eğitmen, iki asistanla birlikte veriyorlar. Ayrıca derslere katılmayacak ancak e-mail grubu aracılığı ile öğrencilere destek olacak bir adet de prof mevcut.

Eğitmenlerden biraz bahsetmek gerekirse, bu dönemki dersi Evan Doll ve Alan Cannistraro birlikte veriyorlar. Evan Doll Stanford 2003 mezunu, mezun olduktan sonra Apple’da çalışmaya başlamış. 5 senelik bir Apple çalışanı olan Evan, Final Cut ve Aperture gibi Mac uygulamaları ile ilgilendikten sonra iPhone OS 1.0 ile birlikte iPhone üzerinde uygulama geliştirmeye başlamış.

iphone-stanford-courseAlan Cannistraro ise 9 yıllık bir Apple çalışanı. Tasarımcılık ve uygulama geliştirmek konularında çalışmış olan Alan, müzik ve videoya olan yakın ilgisi sebebiyle Final Cut Pro ve iPod üzerinde çalıştıktan sonra son olarak da iPhone üzerindeki iTunes Remote programı ile ilgilenmiş.

En kıdemli olan prof ise 15 senedir Apple ve NeXT için çalışan Paul Marcos. Çok deneyimli olan Paul ise Mac OS X içerisinde gelen “Mail” programı üzerinde çalışmış, Aperture adlı programın ilk geliştirme dönemlerinde katkıda bulunmuş ve son zamanlarda da iPhone üzerinde uygulama geliştirmeye başlamış.

Dersin video kayıtlarının iTunes üzerinde olduğunu söylemiştim, ders ile ilgili tüm bilgiler ise Stanford Üniversitesi’nin web sitesinde detaylıca açıklanmış. Aynı sitede ayrıca dersteki sunumları, ders notlarını, verilen ödevleri ve bazı kod örneklerini bulmak da mümkün.

iphone-slide04Böyle bir dersin açılması ve internet üzerinden tüm dünya ile ücretsiz bir şekilde paylaşılması gerçekten mükemmel bir şey… Dersi veren kişilerin ise deneyimli Apple çalışanları olması ise bilgilerin sağlam ve güvenilir olacağını garanti ediyor.

İnternet üzerinden eğitim alınabilecek yerlerin olduğunu biliyoruz. Bunların arasından belki de en dikkat çekicilerinden biri O’Reilly School of Technology. Hatta bazı sitelerde ders içeriklerinin ücretsiz bir şekilde paylaşıldığını da görmeye başladık, bunun en dikkat çekici örneklerinden birisi Academic Earth diyebiliriz. Burada ise neredeyse dünyanın en iyi üniversitelerinden birisinin, çok talep alan bir dersin tüm içeriğini dünyaya ücretsiz açtığını görüyoruz.

Kısacası artık un, şeker ve yağ bulmak çok kolay… Geriye sadece helva yapmak kalıyor… :)

Goktug Gedik Haberler, iPhone , , ,

AppStore 1 milyara koşuyor!

April 11th, 2009

Hatırlarsanız Apple 17 Mart’ta iPhone OS 3.0 lansmanında AppStore’un 800 milyon download’u geçtiğini duyurmuştu. Bugünse Apple, sitesine eklediği bir sayaçla “1 milyarıncı” download’u tüm iPhone severler birlikte kutlamaya hazırlanıyor.

“Eee bundan bana ne?” demeyin, 1 milyarıncı download’u yapan kişi 1 adet MacBook Pro, 1 adet iPod Touch 32 GB, 1 adet 10.000$’lık iTunes Hediye Sertifikası ve 1 adet Apple Time Capsule kazancak! :) Tüm bu hediyelerin toplam değeri ise 13.746$…

apple-itunes-1-billion-app-countdownAynı sayfada Apple tüm zamanların en çok indirilen ücretli ve ücretsiz 20 uygulamasını da listelemiş durumda. Ücretli uygulamalarda zirveyi Crash Bandicoot Nitro Kart 3D elinde tutarken, ücretsiz uygulamalarda ise Facebook zirvede.

Bu yazıyı yazarken sayaçtaki sayılar uçarak artmaya devam ediyordu ve neredeyse 935 milyonu görmek üzereydi…

Üzücü haber ise bu kutlamadaki özel ödüllerden sadece iTunes Store’u olan ülkeler faydalanabilecek olmasi, ve ne yazık ki Türkiye bu ülkelerin arasında değil :( Umuyoruz ki 2009 yılı içerisinde Apple iTunes Store’unu Türkiye’ye de taşır ve bizlerin de Apple ile daha yakın ilişkiler kurmamıza yardımcı olur.

Dikkati çeken önemli konunun “Apple’ın download sayılarındaki artış” olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Zira Ocak ayında 500 milyon, mart ayında 800 milyonu geçen ve nisan ayında da 1 milyarı bulacak download sayıları gerçekten inanılmaz… iTunes üzerinden satılan müzik sayısında 1 milyarı bulmak için Apple’ın 2 yıl beklediği düşünülürse bu başarının boyutu çok daha iyi anlaşılacaktır eminim…

“Bravo Apple!” diyorum, 1 milyarıncı download’u klasik bir Apple yöntemi ile duyurduğun ve kutlayacağın için…

Bir soru ile bitirelim: Peki 2 milyarıncı download sizce ne zaman gerçekleşecek?

“Bu hızla giderse sonbaharı görmeden gerçekleşir” desek çok mu iyimser bir tahmin yapmış oluruz acaba? :)

Goktug Gedik Haberler, iPhone , , , ,

AppStore daha ne kadar büyüyecek?

April 8th, 2009

Bildiğiniz gibi Apple’ın geçtiğimiz sene temmuz ayında hayata geçirdiği AppStore hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Açıldığı günden itibaren her ay büyümesini hızlandıran, içerisindeki uygulama sayısı ve popülerliği gitgide artan AppStore o kadar dikkat çekti, Apple’a o kadar çok para kazandırdı ki, arkasından RIM, Microsoft ve Nokia’yı da bu alana sürükledi.

appstore
Ancak belki de AppStore’un önemini anlatmak için Apple CEO’su Steve Jobs’ın  yaptığı yorumu paylaşmak en güzeli: ”Yazılım kariyerimde böyle bir şey görmedim!”

Konuyu çok dağıtmadan bazı istatistikler vererek ilerlemek istiyorum…

AppStore’a eklenen yeni uygulamalara ilişkin grafiğe bakarsak 2008′in ekim ayı haricinde her ay yeni eklenen uygulama sayısının arttığını görüyoruz. Bu da demek oluyor ki AppStore’a olan talep her geçen ay artıyor. iPhone OS 3.0 ve haziran ayında lansmanın yapılması beklenen yeni iPhone ile birlikte bu sayıların yakın zamanda düşüşe geçeceği, hatta durağan hale geleceğini bile söylemek zor…

appstore-aylik-yeni-uygulamalar
Uygulama fiyatları beni en çok şaşırtan grafiklerden bir tanesi. Ücretsiz uygulamaların çok daha büyük bir dilim almasını beklerken bu oranın sadece %24 seviyesinde kalması oldukça ilginç. Daha da dikkat çeken ise AppStore’daki uygulamaların neredeyse yarısı (%42) 1 dolar’a satılıyor ($0.99). Anlaşılan o ki insanlar yüksek fiyatlara fazla talep göstermezken, uygulama geliştiricilerinin 99 cent’lik uygulamaları çıtır çerez gibi gidiyor :)

appstore-uygulama-fiyatlari
AppStore’daki uygulamaların kategori bazındaki kırılım grafiğine baktığımızda ise ilk 2 sıra gayet mantıklı görünmesine rağmen üçüncü sırada bir sürpriz göze çarpıyor: e-books yani e-kitap’lar… Oldukça şaşırtıcı gibi görünen bu kategori aslında Amazon’un neden Kindle gibi bir ürün çıkarttığını ve hatta bunun iPhone uygulamasını da neden hemen akabinde AppStore’a koyduğunu açıklıyor diyebiliriz. iPhone üzerinden kitap okumak, hem de bu kitapları internetten indirerek okumak gerçekten büyük kolaylık olsa gerek… Türkiye’den bu konuda kimler öncü olacak, bu alanda kimler iddialı olacak açıkçası çok merak ediyorum.

appstore-kategori-bazinda-uygulamalar

Son olarak da AppStore’daki toplam uygulama sayısı, uygulamaları toplam değeri ve ortalama fiyat ile ilgili bilgileri de aşağıda bulabilirsiniz.

appstore-bilgiler1
Kaynak: 148apps.com

Goktug Gedik Haberler, iPhone , , ,

iPhone OS 3.0 neden önemli?

April 6th, 2009

Tartışmasız bir şekilde mart ayında Apple cephesindeki en önemli olay iPhone işletim sisteminin 3.0 versiyonunun duyurulması oldu. 17 Mart’ta düzenlenen etkinlik ile iPhone OS 3.0′ın yeni özelliklerini tüm dünya ile paylaşan Apple, iPhone kullanıcılarının içini sevinçle doldururken kafalarda da birçok soru işareti ıle bırlıkte büyük bir heyecanın da oluşmasına neden oldu…

image002

Yani özelliklerin detaylarından ziyade bu özelliklerin ve OS 3.0′ın neden önemli olduğuna değineceğim. Ancak meraklılar OS 3.0 ile gelen özelliklerin detaylı açıklamalarını içeren bir  yazıya buradan ulaşabilirler…

iPhone sahiplerini sevinç yumağı haline getiren özellikler Copy&Paste, Spotlight & Search, tekil SMS forwarding & deleting, MMS desteği ve bir çok ufak eksikliklerin giderilmesi. Ancak soru işaretlerini üreten ve heyecan yaratan özellikler bunlardan tamamen farklı, belki de henüz fazla dikkat çekmeyen, fakat önümüzdeki aylarda iPhone’un adını farklı şekillerde öne çıkartacak özellikler.

Sanırım “OS 3.0′ın en önemli 5 özelliği nedir?” diye soracak olursanız yanıtlarım şunlar olurdu:

* Push Notification
* Custom Accessory Controls
* In-App Purchases
* Peer to Peer API
* Tethering (phone as a modem)

Bu özellikler ve bunlarla birlikte gelen 1000 yeni API sayesinde önümüzdeki birkaç ay içerisinde çok daha farklı ve kullanışlı uygulamalar görmemiz mümkün olacak…

image003Yani?
Resme şöyle bakmamız gerekiyor: Şu anda dünyada satılan iPhone adedi 17M. Ancak AppStore bildiğiniz gibi sadece iPhone’a özel değil. iPod Touch’ları da hesaba kattığımızda toplamda 30M’luk bir pazardan bahsetmeye başlıyoruz.

Bu 30M cihaz üzerinden bugüne kadar AppStore’dan yapılan download sayısı ise daha da çarpıcı: Ocak ayı ortasında AppStore’dan yapılan download sayısı 500M idi. Bu sayı şu anda 800M’un üzerinde. Yani 7 ayda 500M olan bu sayı 2 ay içerisinde %60 daha artarak 800M’u bulmuş durumda.

Peki tüm bunlar ne demek oluyor?
Apple’ın odağı ciddi şekilde “application”lara kaymış durumda… Bu resme baktığımızda 2008’in temmuz ayında açılan ve neredeyse 1 milyar dolarlık bir iş haline gelen AppStore’un 2010 yaz aylarına kadar 3-4 milyar doları göreceğini öngörmek pek de yanlış olmaz… Hatta bu tahmini az bulanlar bile olacaktır.

Bu cihazlar (iPhone, iPod Touch ve ismini henüz bilmediğimiz diğerleri), üzerinde her türlü uygulamayı çalıştıracak, her işlevi yapacak bir cihaz olma yolunda ilerliyor. Açıklanan API’lar ve sunumda aktarılan vizyon application dünyasını zenginleştirecek yönde devasa adımlar…

image004Öte yandan Apple, “subscription” ve “in-app purchase” desteği ile uygulama geliştiricilerin işini kolaylaştırırken, operatörleri de iyice resim dışına atmak, tüm para trafiğini kendi üzerinden geçirmek istiyor.Operatörleri tehdit eden bir başka gelişme ise 3G ile birlikte push notification ve VoIP’nin kullanılması. Bu iki özellik sayesinde artık iPhone üzerindeki client’lardan ücretsiz mesaj göndermek ve WiFi hot-spot’lardan VoIP sohbet etmek mümkün olacak. Yani önümüzdeki aylarda sadece data paketlerini kullanan iPhone kullanıcıları görebiliriz…

6000′den fazla uygulama ile AppStore’da başı çeken oyun uygulamaları ile oyun alanında kendisini günden güne hissettiren Apple, sunumda örnek verdiği diyabetik hastalar için özel donanım ve yazılım çözümü ile bu gibi alanlarda da ciddi gelişim beklediğini hissettiriyor. iPhone OS 2.0’daki Exchange desteğiyle gelen kurumsal açılım ile karşılaştırdığımızda bu seferki atağın daha güçlü ve daha kritik olduğunu söyleyebiliriz… Dolayısıyla Apple’ın odak alanı her ne kadar uygulamalara kaymış desek de donanımsal olarak da iPhone’u önümüzdeki sene çok zenginleştirecek ürünler göreceğiz.

image005MMS ve stereo bluetooth (AD2P) desteğinin ilk nesil iPhone’larda olmamasına ilişkin yapılan “donanımsal olarak desteklemiyor” açıklaması kimseyi pek inandırmadı. Bu konuda benim yorumum, bu açıklamanın yaz aylarında duyurulması beklenen yeni iPhone veya Tablet/Netbook tipi Apple ürünlerine geçiş için zemin hazırlamak adına yapıldığını yönünde… Ki zaten daha mart ayı bitmeden yeni iPhone ile ilgili dedikodular sıkça dolaşmaya başladı bile. Nisan ve Mayıs ayları bu anlamda oldukça heyecan verici olacak gibi görünüyor =)

Bütün bunlar bir yana, bu kadar fazla özellik ve yeniliğin sadece iPhone’lar için tasarlanmış olduğunu düşünürsek Apple’a ayıp etmiş oluruz =) Dolayısıyla bir süredir konuşulan konsept tasarımları, netbook, tablet PC vb. cihazları da yeni nesil iPhone’lar kadar düşünmemiz gerekiyor. Hazır bunlardan bahsetmişken, AppStore uygulamaları dışında Apple için yeni bir pazar daha oluşacağını da öngörebiliriz: Apple’ın yeni nesil cihazları tarafından kontrol edilebilen “aksesuarlar”.

Toparlamak gerekirse, Apple’ın hamlesi Palm ve Android’e bir gözdağı vermek ve vizyonunu paylaşmak olarak yorumlanabilir. Konunun sadece cihaz değil, platform savaşına kaydığını çok net bir şekilde görebiliyoruz. Apple bu konuda şu anda pazarda en avantajlı firma olarak göze çarpıyor. Uzun vadede galibin kim olabileceğini tahmin etmek için henüz biraz erken, ancak Apple’a göre daha açık platformlar uzun vadede avantajlı konuma gelebilirler. Her ne kadar Apple bu açıklamasıyla Palm ve Android cephesinin havasını almış olsa da birkaç ay içerisinde Palm cephesinden gelecek olan Palm Pre lansmanı ve Android OS çalıştıran farklı cihazların piyasaya çıkmasıyla birlikte pazarın oldukça hareketleneceği kesin…

Hayırlısı olsun diyor, yeni cihazları merakla bekliyoruz =)

Goktug Gedik Haberler, iPhone ,