Bir G1 Hikayesi
Google Entegrasyonu
Cihazın en büyük artısı ve belki de aynı zamanda en büyük eksisi Google ile sağladığı tam entegrasyon. G1’i ilk açtığımda EDGE ayarlarından sonra karşıma gelen ilk şey yalnızca bir Google hesabı ile login olabileceğim ekran oldu. Buraya Google kullanıcı adı ve şifremi yazdıktan sonra alet EDGE üzerinden tüm hesap bilgilerimi üzerine almaya başladı: Gmail, Kişiler (Contacts) ve Takvim (Calendar). Ancak bir Google hesabınız yoksa tüm bunları kullanamıyorsunuz, hadi onu da geçtim cihazı bile kullanamıyorsunuz!
Arayüz ve “Başlat” çekmecesi
G1 kendine geldikten sonra ilk gözüme çarpan şey G1’in oldukça sadece görünen arayüzüydü. Hani uygulamalar? Hani nerede her şey? Oldukça sade görünen bir ekran, kocaman bir saat ve birkaç uygulama gördüm sadece. Ikonlar için kötü diyemem, klasik Google ikonlarını çağrıştırıyorlar tamamen. Arkaplan ve ikonların görünümü “şık” olmaktan ziyade daha çok “sevimli” olmuş diyebilirim. Ancak aynı sevimliliği menülerde göremedim. Menüler ve diğer ikonların tasarımına biraz daha özen gösterilmesinin daha iyi olacağını söyleyebilirim. Apple’ın bu konuda getirdiği çözümün oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Her yüklenen ikona otomatik olarak bir format uygulanıyor ve tüm ikonlar belli bir şekle şemale sokulmuş oluyor bu şekilde. Uygulama içerisinde de genellikle Apple’ın menü vb. formatı kullanıldığı için de kullanıcı hem yabancı kalmıyor, hem de aynı şık arayüzü kullanmaya devam ediyor.

Karşıma çıkan ekranı ben şöyle tanımladım: Aslında windows’taki “masaüstü” benzeri bir ekran burası. Aşağıdan “başlat menüsü” gibi açılan, çekmecemsi pencerenin içerisinde tüm uygulamalar alfabetik sıra ile yer alıyor. İstediğim uygulamaları aynı sürükle-bırak metodunu kullanarak masaüstüne atabiliyorum. Başta pratik görünen bu yöntem ileride biraz sıkıntı yaratabiliyor, sebebi de masaüstüne atılan uygulamaların çekmecede yine görünmesi.
Şöyle açıklayayım: iPhone sahiplerinin en sık dile getirdiği dertlerden bir tanesi de yüklenen uygulama sayısının artması ile ortalığın ciddi anlamda karışması, hangi uygulamanın nerede olacağının düzenlenmesinin zorluğudur. Android buna aslında güzel bir bakış açısı getirmiş bir yerde, ancak yukarıda da bahsettiğim, masaüstüne atılan uygulamaların yine çekmecede kalması bizi yine başladığımız noktaya geri getiriyor.
Klavye
Bir diğer dikkat çekici ve önemli nokta ise yana doğru kaydırılan ekranın altından yatay bir klavye çıkması. Tabi bu klavyeyi kullanmak için G1’i de yan çevirmek gerekiyor. Her ne kadar hoş gibi dursa da 2 haftalık kullanımım sonucunda bunun sadece zaman kaybı ve eziyet olduğunu söyleyebilirim. Uzun uzun mesajlaşılacaksa sözüm yok, ama Google’da bir arama yapmak için bile cihazı her seferinde “transformers” gibi kullanmak pek de pratik olmuyor.
Tabi bu “problem” Android işletim sisteminin yeni versiyonu olan Cupcake ile bir nebze olsa da çözülüyor diyebiliriz, sanal klavye sayesinde G1 sahipleri biraz olsun rahatlayabilecekler… Bu arada unutmadan, klavyeyi çıkartmadan G1’i yan çevirdiğimde G1’in bana yandan yandan sırıttığını hatırlatayım. Evet doğru anladınız, klavye yoksa yatay ekran da yok
Bildirim Çubuğu (Notifications Bar)

G1’de en çok hoşuma giden şeylerden bir tanesi “Notifications Bar” adı verilen, ekranın en üstündeki çubuk. Benzer bir çubuk iPhone’da da var. Ancak G1 bu çubuğu pek güzel özelliklerle donatmış. Her türlü bilgi mesajı burada görünüyor. Mesela yeni bir mail mi geldi, hemen burada bir @ işareti çıkıyor. Bu çubuğa dokunduğumda veya aşağıya doğru çekiştirdiğimde aşağıya doğru kayan bir ekran açılıyor ve detayları görebiliyorum. İlgili bilgi mesajına tıkladığımda ise hemen onun çalıştığı uygulama açılıyor. Oldukça pratik ve faydalı bir özellik kesinlikle… iPhone’da da jailbreak’li cihazlar üzerinde çalışan benzer bir programı uzun süre kullanmıştım, ancak bu gerçekten çok daha gelişmiş…
Tuşlar
G1’in ön tarafında toplamda 6 tuş var. Bunlardan tam ortada olanı aslında hem tuş hem de Blackberry’lerde görmeye alışık olduğumuz bir trackball. Açıkçası dokunmatik bir ekran varken trackball’u kullanmak bana tuhaf geldi. Belki de iPhone’dan alışık olduğum için elim sürekli ekrana gitmiş de olabilir. Ancak ben pek faydalı bulamadım. Blackberry kullanan birisinden test etmesini istemek faydalı olabilir
En sağdaki kırmızı olan ve ilk bakışta çağrı sonlandırmak için kullacağı düşünülen tuş ise aynı zamanda ekranı kilitlemeye ve açmaya da yarıyor. Bu sebeple ciddi bir karışıklık çıkartması söz konusu. Mesela telefonla konuşuyorum diyelim, ekran 15 saniye sonra kendini kilitliyor. Ben konuştuğum kişiye telefondan bir şey bakıp söylemek için ekranı açmaya çalılıyorum, alıştığım için elim kırmızı tuşa gidiyor ve “çotaaa!” telefonu karşımdakinin yüzüne kapattım bile
Diğer tuşlardan da pek memnun olmadığımı söyleyebilirim. Yeşil tuşu sadece arama yapmak için kullanmak yerine ekrandaki bir bölge kullanılabilir. iPhone benzeri bir HOME tuşuna yorum yapmayacağım, zaten amacı belli… Menü tuşu ise herhangi bir ekranla ilgili menüyü görmeye yarıyor. Pratik olduğu söylenebilir, ancak karışıklık yaratıyor: “Ekrandaki butonlara mı odaklanacağım, yoksa menüye basıp başka ekranları mı kurcalayacağım?” şeklinde çelişkiler ortaya çıkıyor. “Geri” tuşu ise herhangi bir ekrandan bir öncekine gitmeye yarıyor. Basılı tuttuğumuzda HOME tuşu işlevini gördüğünü belirtmekte fayda görüyorum.
Pil Süresi
Ah bu smartphone’lar… iPhone gibi Android de üstün yeteneklerinin kurbanı olmuş ve Google ile tam entegrasyonu (push mail, calendar, contacts) sebebiyle 1 günlük pil ömrüne mahkum olmuş. Bu problemin önümüzdeki yıllarda çözülmesinin ardından çok daha farklı özelliklerin de mobil cihazlara gireceğini öngörebiliriz. Ancak şu an için büyük kısıt. Apple’ın sırf pil ömrünü korumak için Push Notifications üzerinde aylarca çalıştığını düşünürsek, pil probleminin hem yazılım hem de donanım üreticileri için ne kadar önemli bir konu olduğunu daha iyi anlayabiliriz sanıyorum.
Kamera
Belki de G1’de gıptayla baktığım tek şey ise kamerasının 3 megapiksel olması. G1 ile iPhone’a kıyasla çok daha güzel fotoğraflar çekmek mümkün. Hatta G1 bu konuda iPhone tam anlamıyla dize getirmiş durumda bile diyebiliriz… Hatırlıyorum da, ilk iPhone aldığımda pek çok telefonun kamerasına göre gayet güzel resimler çekiyordu. Ancak iPhone’un lansmanının ardından 2 sene geçti ve kimse boş durmadı. Artık iPhone’un kamerası kesinlikle yetersiz.

Kamera 3 megapiksele çıkınca tabi yapılabileceklerin sayısı da birden artıyor. Belki de buna en güzel örnek ShopSavvy adlı uygulama. Bu uygulama sayesinde herhangi bir ürünün barkodunu okuyarak ürünle ilgili detaylı bilgi almak mümkün. Ayrıca çeşitli ürün karşılaştırmaları da yapılarak uygun fiyatlı ürünü bulmak ve (ileride) telefon üzerinden satın alma işlemini gerçekleştirmek de yapılabilecekler dahilinde… G1’in kamerasını kutluyorum, ancak G1’den sonra iPhone ile çektiğim fotoğrafların tabiri caizse “çöp” gibi görünmesi sebebiyle de üzülmüyor değilim…
MP3 Player
Android üzerinde uzun süre müzik dinleme tecrübem olmasa da, söyleyebileceğim tek şey “iPod“unuza şükredin” demek olacak. Zira iPod’daki kullanım o kadar rahat ve basit ki… Android üzerinde müzik dinlemek belki de daha iyi bir uygulama ile daha keyifli olabilir, ancak şu anda vasat olmaktan ileri gidemiyor. Yeri gelmişken de ekleyeyim, G1 üzerinde starndart kulaklık girişi yok, bu sebeple G1’in yanında gelen kulaklıklara mahkum kalıyorsunuz. Bu da pek hoş bir konu değil. Hatırlarsanız ilk iPhone’un girişi küçük olduğu için standart kulaklıkları kullanmak ek bir aparat kullanmadan mümkün olmuyordu. iPhone 3G ile düzeltilen bu problem pek çok kullanıcı için çok önemliydi. Benzer bir hatayı 1,5 sene sonra HTC’nin yapması ilginç olmuş…
Android Market
Apple’ın AppStore’u var da, Android’in nesi var derseniz yanıtım hazır: Android Market
Android Market, Android işletim sisteminin doğası gereği Objective-C ve Macintosh kullanıcıları ile sınırlanmış değil. Java ile yazılım geliştirilebilen Android işletim sistemi bu anlamda çok daha fazla yazılımcının ilgisini çekebilecek nitelikte. Ayrıca AppStore’a göre daha az zahmet isteyen bir “application submission” süreci olduğunu, ve Apple’daki gibi uzun bekleme süreleri olmadığını düşünürsek Android Market’ın gelişmesi ve zenginleşmesinin kağıt üzerinde çok çok daha kolay olacağını söyleyebiliriz.
Ancaak, gerçek hayatta işler bu kadar kolay değil ne yazık ki. AppStore’un başarısının ardında bir çok neden var. Bunlardan bir kısmını saymak gerekirse: Halihazırda milyonlarca iPhone kullanıcısı, Jailbreak ile aylarca kullanıcılara göz kırpan uygulamalar, tek cihaz & tek sistem, basit kullanıcı arayüzü, Apple sertifikasyon süreci ve katı işletim sistemi kuralları sayesinde güvenli uygulamalar, iTunes entegrasyonu ile daha iyi bir deneyim, vs… Bunların bir çoğunu kullanıcı bilmiyor elbette, ancak bu koşullar hızlı, güvenli ve geliştiriciye para kazandıran bir uygulama dünyasının oluşmasını sağlıyor.
iPhone’da müthiş bir patlama yaşandığını herkes biliyor zaten. Ancak benzer bir patlama Android tarafında, hatta Blackberry, Nokia, Microsoft vb… yerlerde olacak mı şu anda bir soru işareti. iPhone gibi katı kuralları ve kapalı bir dünyası olan AppStore’da bile şu anda çöplüğe doğru ilerleyen bir gidişat var. Android Market gibi oldukça açık ve esnek sınırları olan bir dünya bu çöplüğe nasıl karşı koyacak bunu kestirmek güç. Ücretli olan uygulamaların iade edilmesi söz konusu Android’de, ancak G1 için bu geçerli olmadığından deneme şansım olmadı. Öte yandan, istediğimiz uygulamayı, keliteli ve güvenilir olup olmadığını bilmeden, neye güvenerek telefonumuza yükleyeceğiz? Android Market’ın büyüdükçe karşılaşacağı en büyük problemlerden birinin bu olacağını düşünüyorum. Ancak elbette ki pazar büyüyecek ve para kazandıracak, fakat nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz.
G1’de deneyimlediğim Android Market şu anda pek hazır değil gibi görünüyordu diyebilirim. Zira markette dolaşmak biraz zor ve sıkıcı geldi. Tabi bunda siyah arkaplanın bana biraz itici gelmesinin de etkisi olabilir. Ayrıca bir uygulama yüklemeden önce karşıma çıkan ünlem işaretleri ve uyarılar da korkutmuş olabilir beni. (Bunu bazı cep telefonlarında internete bağlanmadan önce karşımıza çıkan “İnternete giriyosun dikkat et. Hangi profili kullanayım? Yüksek fatura gelebilir ona göre!” gibi uyarılara benzetiyorum). Bir de, belki çok basit gibi görünebilir ama uygulamaları popülerliğe göre sıraladığım zaman herhangi bir rakamsal sıralama göremedim. Yani İlk baştaki birincidir diye tahmin ediyorum ancak aşağılara doğru indikçe kaçıncı sıradaki uygulamadayım bilemiyorum.
Uygulamaları yüklemek ise pek pratik. Yüklemek için onay verdikten sonra notification bar’da uygulamanın internetten indirildiğini görmek, ve uygulama G1’e yüklendikten sonra yine aynı yerde bu bilgiyi bulmak mümkün. Hemen buraya tıklayarak uygulamayı çalıştırabiliyorsunuz. Ancak buradan çalıştırmak istemezseniz son yüklediğiniz uygulamayı alfabetik olarak sıralanmış listenin içerisinden bulmanız gerekiyor. iPhone’da olduğu gibi ilk boş bulduğu yere koymuyor ikonunu Android.
Genel Sistem
Android’in işletim sisteminden genel olarak memnun kaldığımı belirtmem lazım. Arada bir saçmalasa da, bazı uygulamalar çökse de sistem hiç çökmedi ve yeniden başlatmama gerek kalmadı. Ancak uygulamalar çöktükten sonra çıkan hata mesajı ve “Force Close” gibi bir butona tıklanmasının gerekliliği son kullanıcı için pek de hoş olmamış. Keşke bunu gizleselerdi… Ancak dediğim gibi genel olarak oldukça oldukça rahat çalışan ve kullanıcısına pek problem çıkartmayan bir sistem.
Sonuç
Android ve G1’i ayrı ayrı değerlendirmenin daha isabetli olacağını düşünüyorum açıkçası. Zira Android’i pek çok farklı telefon uzerinde çalışırken, pek çok farklı şekillerde değiştirilmiş olarak göreceğiz ilerleyen aylarda… G1’i ise T-Mobile’ın HTC ile beraber çıkarttığı üzerinde Android çalışan ilk telefon olduğunu düşünerek ele almak gerekir. Ardından gelecek G2, G3 gibi haleflerini de unutmadan tabi
G1
G1, Android’in son kullanıcı ile buluşması açısından tercih edilmemesi gereken bir telefon benim gözümde. Eksikleri, tuhaflıkları, boyutları ve pil ömrüyle hiç tatmin edici değil. Ancak HTC’nin yeni cihazları ve HTC dışındaki diğer üreticilerin Android telefonlarını beklemek ve onları görmek gerekiyor. Zira G2 çok daha şık ve becerikli bir cihaz. Aynı zamanda Samsung ve LG gibi üreticiler de 2009 içerisinde Android destekli yeni cihazlarıyla piyasaya girecekler. Bekleyip göreceğiz, daha iyi, daha güzel cihazlar bekliyoruz Android ile =)
Android
Android oldukça esnek ve özelleştirilebilir bir işletim sistemi. iPhone’daki gibi kısıtlamalar çok daha az. Bu da geliştiricilerin yapabileceklerinin önünü açıyor. Ancak bu aynı zamanda işletim sisteminde de zayıf bir nokta oluşturuyor. Kullanıcı arayüzü yeterince tatminkar olamıyor, güvenlik sorunları çıkabiliyor, kaliteli uygulama sayısı nispeten daha düşük kalıyor. Bunların hepsi kullanıcının bu sistemi tercih etme kararını vereceği zaman düşüneceği şeyler (hoş hangimiz windows kullanırken bunlara baktık ki??). Ancak madalyonun diğer yüzünde de iPhone gibi kalıplar içerisine hapsolmamış (iPhone OS 3.0 ile bunları oldukça esnetse de yine de bir çok açıdan sınırlı kalıyor) bu işletim sistemi geliştiricilere neredeyse sınırsız olanaklar sunuyor. Android’in netbook’larda da çalışacağını düşünerek, birkaç sene içerisinde Android’in şimdinin windows’u olacağını söyleyenler var. Belki de biraz erken buna karar vermek için ama bu potansiyeli dile getirmemek de Android’e ayıp olur.
Özetle, Android bu haliyle de kesinlikle kullanılabilir ve tatminkar bir işletim sistemi. Ama Android’in gelişmesi gereken yönleri var, hatta bazıları da Android 1.5 Cupcake ile adreslenmiş durumda. Fakat Android’e “tamam olmuş” demek için biraz daha süreye ihtiyacımız var.







Recent Comments